30 Nisan 2012 Pazartesi

GENÇ BEYİN2011-09-SY.48


BAŞARI VE MUTLULUKTA KISA YOLLAR

  • zor beğenen, fazla talepkar ve tuhaf sorular soran biriyseniz; yalnız kalacaksınız demektir
  • stratejik odaklarınızı kaybetmişseniz; yeni fırsatlara uyum sağlayamayacaksınız demektir.
  • neden korktuğunuzu bilmiyorsanız; sizde ileri seviyede stres bozukluğu var demektir.
  • tartışma ve gerginlik çıkarma özelliğiniz varsa ve bunu kontrol edemiyorsanız; başarısız ve mutsuz olacaksınız demektir.
  • boşa kürek çektiğinizi düşünüyorsanız; gerçekten ihtiyaç duyulan ürün ve hizmetler sunmuyorsunuz demektir.
  • eğitimleri gereksiz ve zaman kaybı olarak görüyorsanız; her eğitim için 20 yıl yaşayarak öğrenmeniz gerekecek demektir.
  • çok fazla gelecekte yaşıyorsanız; endişe , gerilim, şüphe ve korku cesaretinizi kıracağı için adım atamayacaksınız demektir.
  • gerçekten canınız yanmamış ve acı çekmemişseniz; asıl varoluş sürecinizi başlatmamışsınız demektir.
  • egonun ve zihnin esaretinden kurtulamadıysanız; her şey sizi tehdit ediyor demektir.
  • gerçekleri idark etmeden yaşıyorsanız; hayatınız bıkkınlık derecesinde tekdüze geçiyor  demektir.
  • zorluklarla başaçıkmayı öğrenmediyseniz; bilinçsizsiniz demektir
  • bilinçsizliği yenmezseniz: derin bilinçsizlik yaşyacak ve artık dünyada insan olarak değil , varlık olarak bulunmaya başlayacaksınız demektir.... A. Akgündüz.
              


                      Tekrar yaşamımı gözden geçirmeliyim. İnsan ne kadar da olgunum, aştım, tamam oldu dese de aslında öyle olmadığını anlıyor. Tamam ''oldum'' dememeli.
                       Mesleğimin amacı ''insanın kendini gerçekleştirmesine '' yardımcı olmak. Ve bu kavramın hayat boyu devam eden bir süreç olduğu vurgulanır. Yukarıdaki maddeler bana bunu hatırlattı. Ama ben sürecin epeyce gerisinde olduğumu hissettim şu anda. 
                       Çoooook çalışmam lazım çok!



GENÇ BEYİN 2011/09-SF.45


DİKKATİNİZ DAĞINIKSA:

  • bedeniniz size bazı fizyolojik veya psikolojik mesajlar veriyor demektir.
  • dikkatinizi doğru kullanın, dikkat edilmeyi hakeden şeylere dikkat edin
  • beyninizi çalışma talimatına uygun kullanın; mesela kitap okuken anahtar kelimeleri yakalamak, not almak gibi.
  • dikkatinizi dağıtan kaynağı bulun
  • mola verin. 3-5-10-20 dakika molayı kesinlikle atlamayın
  • dikkat dağınıklığı problem değildir. tekrar toparlamayı bilmek gerekir
  • dikkat dağılması tembellik kapılarını aralar
  • dikkat toplamaya önemli çare yazılı ve sözlü uyaranlardır. odanızda pano kullanın
  • odanızı (tabiki dağılacak, dağınıklık yoksa hayat da yoktur!) toplayın
  • muhatabınızın gözlerine bakarak anlatırsanız söyleyeceğiniz her şeyi hatırlarsınız.
  • gerginlik, stres, üzüntü, depresif haller ciddi dikkat dağınıklığı yapar.bu da geçer demeyi bilin, gerkirse uzman desteği alın

27 Nisan 2012 Cuma

hafta sonu

saat 2.40 ve ben giderim. nereye
REHBER ÖĞRETMEN OLMAK

anlatılmaz yaşanır. bu meslek benim ömrümü yedi. şimdi 8. sınıftan çıktım. ilgisiz hepsi değil tabi. ergenlik anladık zaten hep savunurum toplantılarda, ama saygı denen bir şey var. ben de dile getirdim öğrencilere. ayrıca rehberlik servisine olan bazı kişilerin ön yargısından bahsettim ve bunun beni çok üzdüğünü ifade ettim. rehber öğretmenlik bana sürekli Başarısızlık ve değersizlik duygularını vurguluyor. ama neyse ki bu duyguları yaşayan tek ben değilim. bu mesleğin sorunu. sistem sorunu. elbette benimde eksiklerim hatalarım var. hep eleştiririm kendimi ama eleştirilecek asıl şey sistem ve insanların ön yargıları. biz rehber öğretmenleri tükenmişlik noktasına getiren..
somut şeyler yapmak başarılı olmak istiyorum.
atılganlık eğitimi yapmıştım. o grupta da istediğim sonucu alamadım, çocuklar bana boş boş baktılar. iyi bir etkileşim sağlanamadı. mutlaka bir faydası olmuştur birkaçına. farklı bir ortamda farklı bir çalışma. sanırım ben de mükemmeliyetçiyim. hep en iyisi olsun herkes memnun olsun vs. vs.
biliyorum doğru değil....

26 Nisan 2012 Perşembe

İYİ Kİ DOĞMUŞUM:)

ev yoğun, ikizler çok hareketli, uykuları düzensiz, babaanne dede geldi yardıma ama bir yandan evde büyüklerle yaşamanın zorluğu .. ben de eşimin doğum günümü hatırlamayacağına çok emindim. ama yanılmışım:) unutmamış. sinema ve yemek planı yapmış. şimdi bu çok sıradan iki etkinlik sizin için değil mi:) bunu zaten eşler haftada bir kez yaparlar. işte bizim için durum farklı. bu etkinlikler bizim için lüks. hazır evde babanne dede de varken küçük bir kaçamak yaptık:) eşimin untmamış olması ne büyük saadet bu yoğunluğun içinde:)
ayrıca pasta aldık eve dönerken. pastamızı da kestik. 
yaşasın doğum günleri:)) 
hım bu arada yolun yarısına iki yıl kaldı, bilin kaç yaşındayım??

25 Nisan 2012 Çarşamba

GENÇ BEYİN - 2010-03
YANLIŞ KARAR VERİYORSUN, ÇÜNKÜ
(kısaltarak yazıyorum)
ani karar vermek
cilalı sözlere kanmak
depresyon
hatalardan ders almamak
karalamalara inanmak
şanssız olduğunu düşünmek
hep mükemmeli istemek
verdiği karardan vazgeçmek
komplo teorisyenliği yapmak
aşırı incelemek
kendi kararlarını başkaları vermek
ahlaki zaafiyet
aşırı duygusallık
öfke
güvensizlik
tembellik
sorumluluktan kaçmak
kötü düşünmek
aile baskısı
birilerine fazlaca dayanmak
değişime direnmek
sadece paraya odaklanmak
muhakemesizlik
dinlemeyi bilmemek
iç sese kulak tıkamak
çözüm yerine probleme odaklanmak
aşırı övülmek
gerekli bilgi ve birikimi edinmemek
idealin bulunmaması
sabırsızlık
analiz ve sentez eksikliği
peşin fikirler
başarısızlığı tatmamak
ben bilirim havası
iki tarafı da dinlememek
artı ve eksileri listelememek
Allah korkusuna yeterince sahip olmamak. Emre Doruk
                                                                 









FERAHLAMAK İSTİYORUM diyorsan, 
memurlar.net forumda biri paylaşmış. ben de buraya yazayım.isteyenlere...


"LA ilahe illa ente subhaneke innî kuntu minez-zalimîn."
GENÇ BEYİN

birkaç aydır GENÇ BEYİN isimli dergiyi takip ediyorum. kişisel gelişim dergisi. bu alanla ilgili birçok kitap var. ve bunların çoğu bana göre çok dolu değil. bu nedenle çok itibar etmezdim bu kitaplara. daha sonra  MÜMİN SEKMAN ' ın kitapları ilgimi çekti. HAYAT YAYINCILIK' ın  birkaç kitabını okudum çok beğendim.
gelelim dergiye benim gördüğüm birkaç dergi var bu alanla ilgili ama en donanımlısı GENÇ BEYİN. kesinlikle ısrarla tavsiye ediyorum.bu deriden sonra kişisel gelişim kavramının içi doldu benim için.
elimdeki sayılardan seçtiğim yazıları paylaşmak istiyorum.

AŞK TESADÜFLERİ SEVER

filmi vizyona girer girmez izledim. çok beğendim. filmden çok etkilenndim. yeni duymuştum. birkaç kanalda bu filmden bahseddiliyordu.
aaah dedim. klasik, kllişe bir '' AŞK FİLMİ'' Tamam. mehmet Gunsur var ama yine de gidilmez .
bu kadar mı olur, bunu der demez filmin ikinci gününde izledim.
ama tabi tamamen ''TESADÜFEN !''
yanlış bilet sonucu girdik, izledik, beğendik, etkilendik ve etkisinde kaldık. tesadüfen seyrettik!

25 nisan

insan enerjisini dengeli kullanmalı. hevesini de . iyi niyetini de ve öfkesini de...
evet kesinlikle böyle. uçlarda olmak, bir şeyi olumlu da olsa yoğun yaşamak zarar veriyor. dengeli yaşamalı. . yoksa her şey altüst olur, dağılırsın.
her zaman sorguladım . ortada mıyım. hep ortalamayım diye. sonra daha odaklandım sonra daha yoğunlaştım. bilinçli ya da bilinçsiz. işime, insan ilişkilerine.

sonuç: KAOS

şimdi okuldayım rehberlik servisinde yani odamdayım ve bunları yazıyorum. oysa bu sene her şey çok iyiydi, mesleğime yeniden ısınmış ve yeni anlamlar yüklemiştim. yeniden doğmuş gibiydim. ama şimdi . omuzlarımda dünyanın yükü.enerjim ve isteğim yok oldu.

rehber öğretmenler pek sevilmez. hep bir ön yargı vardır. odaları var , otururlar, işte bugün bunu yapıyorum sadece oturuyorum. yani aslında yazıyorum. her zaman aldığım parayı haketmeye çalıştım. vicdanım rahat olmalı. e işimi de tekrar sevdim severek çalıştım. dedim ya çok yoğunlaştım.,bazı şeyleri birbirine karıştırdım veee ...

28 Şubat 2011 Pazartesi

YENİ FARKETTİM

bu gece bebişi uyuturken bir kanalda Betül Arım dikkatimi çekti. . Pozitif, enerjik, akıcı konuşan kendini dinleten biri . Sevdiğim bir tiyatro oyuncusu ( bu arada tiyatrocuları çok severim)

programın sonuymuş , az bir kısmını dinledim. ve tadı damağımda kaldı. pozitif düşünceden, kendimizi tanımamızdan, kendimizi İYİ tanımanın öneminden bahsediyordu tiyatro ekseni üzerinden .başka oyuncularda vardı.

Kendini iyi tanımanın önemli olduğunu düşünüyorum evet. hatta mesleğim gereği öğrencilerime  çok anlattığım bir konudur. Doğrudan veya dolaylı.

ama, şu pozitif düşünce, yaşama sanatı ile ilgili konular artık geyik muhabbeti gibi gelmeye başlamıştı ki bu da öğrencilerimle paylaştığım ( özel görüşmelerde ) bir konudur. tabi bir de kendini sev, insanları sev, affet,  anı yaşa vs. vs. klişeleri... Ama sanırım konuların içeriğinden çok kimin anlattığı ve/veya nasıl anlattığı da çok önemli.. betül Arım o kadar akıcı ve heyecanla anlatıyordu ki bu konular yeniden önem kazandı benim için.
Yaşama Sanatı Seminerlerinden Himalaya tuzundan bahsetti.

(Bunda bir de içinden geçtiğim dönemin de etkisi var elbette. Hem çok güzel ve özel , bir o kadar da zor bir dönem. İkizlerimin aşkı, mutluluğu ve aynı zamanda hayatıma yükledikleri sorumluluklar. aslında haksızlık içeren bir cümle oldu. Onlar yüklemediler . Ben bu sorumluluğu aldım. Ben o sorumluluğa hazır olmadan dünyaya getirmedim bebeklerimi. Yine bir programda Gündüz Vassaf diyordu ki:  '' Böyle bir dünyaya çocuk getirmeye hakkım yok diyenler ya çocuk yapmasınlar ya da çocuğu varsa bu cümleyi sarfetmesinler''
ben de aynen böyle düşünüyorum. madem sorumluluk alarak ( ki tedaviyle oldu) getirdim, böyle bir dünya, bu toplumda, bu ataerkil yapıda ile başlayan cümleler kurmamalıyım.

Ama zorlanıyoruz ailece, etrafa saldırıyorum, bazen etraf ban saldırıyor , beni anlamıyor artık bir çözüm bulmak bu kısırdöngüyü kırmak lazım . Kısacası böyle heyecanlı, enerjik cümleler duymam lazım, adım atmam lazım''

. Facebook da sayfası var. Hemen inceledim. Bakmanızı tavsiye ederim. Şu cümlesi de hoşuma gitti Betül Arım' ın : ''yaşamla kavga etmek yerine O'nunla dans etmeyi seçebiliriz.''

Şu da bir gerçek ki evet çok önemli adımlar , bilgiler biraz da mizaçla ilgili .  Zaten asıl mesele bunu becerebilmek. Hayatla, insanlarla ilişkileri kotarabilmek.

Hayatımızı yönlendirmek.

Şu açıdan da mesele değerlendirilebir. Bunlar insanların hayatla başaçıkma metotları bence. Kimi insan bunu seçer, kimi bunu dini temeller üzerine inşa eder ya da başka bir felsefe , metot vb. üzerinden yorumlar ve hayatını yönlendirir.

Peki ya BEN?

Peki ya SİZ?

19 Şubat 2011 Cumartesi

uyku sen nasıl bişeysin

yine uykum kaçtı. allahım çıldıracağım. ikizler uyanabilir, ya da uyayacakları tutar sabha kadar ben de uyuyamadığıma yanarım. oooff of. 6 aydır uykuya hasretim ilk zamanlar neydi öyle saat başı kalkıyordum bir yiğir bir yağız. bazen ikisi birden. aynı anda onlara mama yedir uyutmaya çalış... şimdi uyku süreleri uzadıysa da hala tam bir uyku düzenleri yok . ve işin kötü tarafı son zamanlarda uyuyamıyorum heyhat! sebebi belli ve yapacak birşey yok!

bu iç seslerim hiç bitmeyecek hiç azalmayacak mı? eskileri unutamamak, takılı kalmak, bir kin yumağında kaybolmak. artık beynim almıyor , uyuşuyor. olanları yeniden yeniden yaşamak... bunların üzerinden yeni diyaloglar yazmak ve sonunda yine sinir harbi... yazık bana.

bir psikiyatriste mi gitsem.

politik olmayı ne zaman öğrenicem. öğrenmek istemiyorum aslında. çünkü ben olmam o zaman. ama ben de işte böyle takıntılı, eyvallah demeyen bir ben!!!! allahım herkes derin düşlere dalarken benim halime bak.

elif şafak ın sözünü yazdığı ve teomanın seslendirdiği şarkı beni anlatıyor adeta:
... geceleri tanrıya sığınan kız çocuğu
    isyankar gündüzleri...

3 Şubat 2011 Perşembe

melankolik

ikizlerim, duygusal iniş çıkışlarım, insan ilişkileri, yalnızlık, yalnızlığım, ölüm korkusu, dünyada olanlar, insanların insanlıltan çıkışı, hamilleilk, lohusalık, lohusalığın bitişi ama geriliminin bitmemesi, eşinin ailesinin olumsuz varlığı, geçmişe dönmek hatta bazen hiç bugüne gelememek, bardağın hep boş tarafını görmek, iyimser olmaya çaışıp başaramamak, bir günde tüm mevsimleri yaşamak,

allaha isyan etmekten korlmak ama isyan etmek, sonra korkup dua etmek, haline şükretmek gerekiğini bilmek ama hep daha fazlasını istemek,

kıskanmak, öfkelenmek, sinirli olmak hep, ağlamak, bağırmak,

işte son halim.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

karyola düğümü çözüldü

ikinci günün devamı: eminönü dönüşü eşim deniz kenarında oturmayı teklif etti. kaçarır mıyım bu teklifi . yorgun olmama rağmen ayaklarım hiç gitmiyor, boğaz turu bile yapabilirdim. eve öyle hapsolmuştum ki özgür hissetim kendimi. hava da güzeldi. neyse biz biraz oturp çay içtik. güzeldi.

sahil yolundan gidiyoruz, yine eşim hazır yaklaşmışken karyola siparişi verdiğimiz yere uğrayalım parayı ödeyelim dedi. bu sorun olmuştu bunalıma girmiştgim. ben itiraz ettim hemen . çünkü o ölçüde yatak bulamadık sipariş verirp yaptırmamız gerekiyordu ve ben bundan soğumuştuk. iptal etmek istediğim için gitmek istemedim. ama sonra bir an gitmemizin daha doğru olduğuna karar verdim. bu mevzuyu yüz yüze konuşmak daha uygun.
kadına üzüldüğümü siparişin daha pahalı olduğunu ve uzun sürede teslim ettiklerini söyledim. bu defa demez mi benim elimde yatak var.  ya düştük bir şaşkın kadına o gün benim elimde yatak var demedi. ya biz iki şaşkın  anlamıyoruz .
ama şu bir gerçek. eşim farklı birşey söylüyor ben farklı bir şey soruyorum , satıcı ayrı  alemde ( bu durum çoğu şeyde geçerli ) sonra KAOS!

bizim asıl sorunumuz bu. eşimle doğru iletişim kanallarını kullanamıyoruz bak şimdi bu da ayrı bir yazı konusu. şimdi oralara girmeyelim.

sonuçta yatakları da ordan aldık. çok ama çok hafifledim.

bir önceki yazının devamı

ikinci gün: Eminönü 'ne gittik. bebişlerimize ciciler almaya .artık hazırlıkları tamamlamalıyız. malum ben bir ikiz anne adayıyım, ikizlerin erken doğum riski daha fazla ne olur ne olmaz, tabi şu an herşey yolunda ama hazır olsun geri sayım başlasın.
çok zorlanırım, gezemem diyordum ama korktuğum gibi olmadı neyseki. o kadar çok şey var ki bakacağımız, üstelik benim bu halimle.
neyse farkında olmadan doğru sokağa girmişiz. kapı süsü, mevlüt süsleri.  okadar çok çeşit var ki insanın daha çok kafası karışıyor. ama harikalar. insanın herşeyi alası geliyor.uzun süre onlara baktık. ama kararsız bendeniz tabiki hemen almadım. sonra havuzlu han diye bir iş merkezi varmış. eşim arkadaşından almış bu adresi. arkadaşının da bebeği olacak. ve bu arkadaşı kadınlardan daha çok ayrıntıcı. her telefonda konuştuklarında bebek hazırlıklarıyla ilgili inanılmaz ayrıntıları konuşuyorlar. daha doğrusu arkadaşı konuşuyor, soruyor da soruyor. neyi nerden alıcaz, nerde kaç para, şu da lazım bu da lazım. didikleyip duruyor adam akla gelmeyecek belki benim annneme , yakın bir arkadaşıma bile danışmadığım ve onlarla konuşmadığım şeyleri soruyor, konuşuyor. bu arada bu şahıs da ayrı bir yazı konusu:) neyse bu arkadaşından almış bu dresi onu arıyoruz. eşim de inatçı, tutturdu mu birşeyi onu yapmadan asla bırakmaz. o önde annemle ben arkada havuzlu hanı arıyoruz. tabi bu arada çoğu dükkana d a baktık elbette. neyse bu hanı bulduk, girdik. ama gerçekten dediği gibiymiş bebekle ilgili herşey varmış. aferin dedim eşime. inadı işe yaradı. yanılmıyorsam 4-5 katlı bir bina ve birçok dükkan var, uygun fiyatlara.
kapı süslerine burda da baktık. bir yerde kampanya varmış, arda kapı süsünü beğendim ama mevlüt süsüne karar veremedim. vazgfeçtim. zaten onlar hazırlayıp gönderecekler kargoyla onunla da uğraşmak istemedim.
annem battaniyelerini aldı.ödileğin havlularını daha uygun fiayata aldı. ben de tulum, alt açma, şapka, nevresim takımı, iç zıbınlarını aldım.
pilim bitti tabi, bu kadar gezmem mucize zaten!
birşeyler yedik. benim koca söylenmeye başladı yeter artık gidelim, o da haklı çoğu erkek bu kadar gezmez yine bizimle iyi gezdi tabi onun da çocukları kendim için gezmiyorum ama olsun buna hiç tahammülü olmayan adamlar çok.  ama ortada kapı süsleri yok, asıl bunun için geldik, yeri burası. kafamız bu konuda çok karışmıştı. aklımda küçük bir dükkan kalmıştı daha hoşuma giden şeyler olmuştu. oraya tekrar alıcı gözle baktık. hoşuma giden birkaç dükkanda da gördüğümüz leylek modeli var. ama yok dedi. zaten ne beğensem ya rengi ya modeli kalmamış oluyor. sonra a varmış dediler. küçücük dükkan, başka müşteriler de var. çocuk nereye bakacağını şaşırıoyor, benim ayaklar zaten iflas etmiş. ama kararlıyım herşeyi alıp çıkacam. neyse bizim leylek geldi, bu dfa şekerleri seç seçebilirsen. ama baştan beri çubuklu modeller daha sevimli geliyordu. bir tane beğendim çok pahalı 50 adet nerdeyse 100 tl ye patlayacak ben güya yerine heldim daha uygun alayım derken astarı yüzünden pahalı olacak. farklı bir modelde karar kıldık ona göre daha uygun ama yine çokmuygun değil ancak 3 paket ( 36 adet ) aldık. neyse bu iş de bitti.  kovasını alıcaz sunumu öyle . ellerinde kalmamış onu da başka bir yerden bulacaz artık.

eve gelip tek tek aldığımız herşeye tekrar baktım. nasıl şirinler. işte o gece heyecandan uyuyamadım. neredeyse çoğu şeyi aldık, zaman yaklaşıyor, nasıl heyecanlanıyorum allahım. sabahladım .

2 Temmuz 2010 Cuma

birikenler

üç günde ne oldu?
bunalıma girdim
bunalımdan çıktım
Eminönü' ne gittim
gece uyuyamadım ,sabahladım
uyandığımda sersemdim, bakırköy'e gitmeyi istedim
anneme telefon açtım , Bakırköydeyim, istersen gel dedi; heveslendim
eşime bakırköye gidelim dedim, kabul etmedi, sinirlendim, tekrar bulutlandım
tansiyonumu ölçtürdüm
eve geldim, biraz söndüm.

şimdi de yazıyorum.

birinci gün: ruhum gri. 7 aydır evde oturmaktan kafayı yemek üzereyim. hele bir de havalar açmıyor, hala güneşsiziz ya, iyice içime kapanıyorum. evde oturmayı çok seven bendeniz artık evden nefret ediyorum. iş hayatı beni çok üzmüş, çok bunaltmıştı. keşke ev hanımı olsaydım. elalemle uğraşacağıma evimle , kocamla , çocuklarla ( olduğunda ) uğraşmayı tercih ederim diyordum. ama neyi anladım? evde oturmanın bana göre olmadığını. evde olduğum müddetçe, iyice tembelleştiğimi (zaten yeterince tembelim ) üretken ev hanımları gibi birşeyler yapmadığımı gördüm. ( gerçi hamilelik dönemi bunu dışında tutuyorum ama normal zamanda da biliyorum kendimi ) kısaca, benim evde oturmam pek hayırlı değil.
ayrıca evden şu açıdan da nefret ettim. duvarlar eşyalar üstüme üstüme geliyor. koyu, karanlık bir ev. camlar küçük. balkonumvar ama oturamıyorum. neden ? çünkü dibimizde bina var. şimdi evimi hücre gibi birşey zannedeceksiniz, hayır . aslında şirin ama bana öyle görünüyor bu aralar. ev kendimizin, hala kresisini ödüyoruz , buna şüktermeliyim, bu zamanda ev sahibiyim diye çok maceralı olmuştu evi satın alma süreci bu da tabi ayrı bir yazı konusu. zaten hatırlamak da istemem. çünkü sinirleniyorum ve beddua ediyorum emlakçıya.
bugün böyle geçti. tabi bir yandan da doğumla , bebekle, bebek hazırlıklarıyla ilgili ayrıntılarla ilgili kaygılarla...


29 Haziran 2010 Salı

CAĞ KEBAPPP




dün stresliydim ya, yok iğneydi, tansiyondu bunaldım. zaten sürekli evdeyim. kırk yılda bir çıkkıyorum zooorlaa. çıkıncada eve girmek istemiyorum hele de güneşliyse hava. hoş girmek istemesem de bişey değişmiyor, yorgun olduğum için zaten tad alamıyorum. ne diyordum: doktordan çıkınca eve gitmek istemedim. tabi kocaya kaprisler, şikayetler. eve gitmek istemiyorum, beni biryerlere götür diye ağlanıyorum. yazık adam da bıktı benden:)



eve yakın bauhause var. oraya girelim dedim. (ne büyük değişiklik) ama o tür yerlere hiç giremiyorum. çok büyük, çok karışık olduğu için , yoruyor. normalde de zaten yoruyor. bu arada o koskoca bauhause ' a girme sebebimiz küçük bir tuvalet fırçası için . evet evet yedek tuvalet fırçası:) marketlerde yedek bulamadım. bauhause 'den aldığım için yedeği vardır düşüncesiyle girdim tabi. yani konu nereye geldi. Allahım ne iğrencim kebapla fırçayı aynı satırlarda yazıyorum. bir türlü bulamadık uyan parça, helak oldum fırçaların başında gebe gebe:)



evet geçelim ordan kebaba. ben tutturdum yine eve gitmeyecem diye. acıktım yemek yiyelim. birden canım döner çekti. normalde pek et seven biri değilim. her eti yemem. belli şeyleri belli standartta yerim. ille de sahile gidelim . eşim de sahilde kebapçı yok balık yeriz o zaman diyor. ama yok ben ille de döner diyorum. o da garibim ne yapsın yol üstünde cağ kebap var onu dene diyor. yooookk. ben yol kenarı istemem deniz kenarı isterim. neyse en sonunda ikna oldum. ha ama seçenek vardır diye. eşim cağ yer ben de dönerimi yerim diye. neyse gittik. oturduk fena değil. adam demez mi sadece cağ kebap var. buna bile ağlar hale geldim. gözlerim doluyor sesim titriyor. koca da tedirgin, bahtsızsın diyor. e neyse yiycem artık. sunum güzel. ama tadı bana uygun değil neyseki biraz alıştım bir de açlıktan mı nedir yine de yedim. yarım bırakırım diye düşünüyordum. et severler bilirler. eminim çok da beğenirler. ben direk adından tarifinden bile yemeği reddediyordum ama itiraf ediyim hiç yemeyeceğim gibi değildi.





ordan da çıktık çay ve tavla keyfi yaptık. eski günlerdeki gibi. çay tiryakisi ben 7 aydır çay içemiyorum nefret ettim çaydan. hatta ben bu gebelik süresince nasıl bırakıcam çayı diyordum. biri söylese inanmazdım . ama kendiliğinden çözüldü. yavrularım çay bile içirmediler bana:)
laf aramızda önce kocayı ilk el yendim. 2. elde mars ettim:)))))) oldu mu 3-0. hadi bitsin diyorum. uyanıklık yapıyorum. ama koca yooooooooooooooookkk diyor 5 de biter. ya kırk yılda yenmişim, tadını çıkartmıyor. e noldu. sonuç 3-3 oldu :( orda bitirdik. hırslı biri değilimdir ama bazen bu tür durumlarda sinirleniyorum hırs yapıyorum. en nihayetinde bu tavla olayı günü kurtardı. çok özlemişim. iyi geldi.
YAŞASIN TAVLA:)))

11-7


ohh biraz olsun rahatladım. dün tansiyonum 14-9 çıkınca çok korktum. doktorum da ciddi ciddi uyarınca epey panikledim. bir hafta tansiyon takibib verdi. bugün tedirgin gittim sağlık ocağına. 11-7 çıktı. ağlayacaktım sevinçten. bu defa da kalan 6 gün aklıma geldi tekrar endişelendim

6 gün daha ölçülecek . umarım normal çıkar .


onun yüzünden bebişlerimin ciğerleri gelişsin diye iğne yapmadı doktor. ay canlarım yeriim ben onların ciğerini erken gelecekler ya dünyaya kuzucuklarım, hazırlanmaları lazım:)
ayrıca tansiyonum yüksek çıksaydı bugün tansiyon ilacına başlayacaktım. artık ilaç içmekten helak oldun. ilaç kutularını görünce bile midem bulanıyor. ev eczane gibi. dolaba sığmıyorlar artık.
ama tek severek içtiğim MAGNEZYUM. onunda tadı pek iyi değil ama meyve suyu niyetine içiyorum. ağrılarıma çok iyi geliyor.
seni seviyorum MAGNEZYUM:)
hım bir de içmesi kötü ama mide yanmasınıı baskılayan PULCET 'i unutmayayım.
hey Allahım! deliriyorum galiba!

28 Haziran 2010 Pazartesi

gecenin 04:14' ü


Allahım. uyku tutmadı. Uzun süredir böyle olmamıştı. genelde erken uyur, sabahın köründe uyanır ve kıvranırdım Ama bugün hiç uyuyamadım. sağa dön sola dön. zaten heryerim ağrıyor. hım bu arada iyiki magnezyum var da ağrılar biraz olsun diniyor. herneyse..kafamdan o kadar çok şey geçiyorki çıldırır insan. zaten başka ne olabilir ki gecenin dördünde. alakalı alakasız herşey. tüm mazim:) kim kazık attı, kim iyi davrandı, çocuk odası, evin bakımı, yapılacaklar, tatil özlemi, akrabalar, hangi arkadaşımdan koptum, neden koptuk,bütün insanlar iyidir hayır hayır o bana şunu dedi, çocuklarım doğunca neyapıcam, hadi zaman geçsin. İMDAAAAAAAAAAAAAAATTTTTTTT!!!
En sonunda kalkıp yazmanın daha iyi olacağına karar verdim.
ohh rahatladım biraz.
ama biraz:))

28.HAFTA

BUGÜN 28. HAFTAYA GİRDİM. SÜREÇ İLERLİYOR. BEBEKLER BÜYÜYOR BEN AĞIRLAŞIYORUM. ASLINDA FAZLA KİLO ALMADIM HELE BİR İKİZ GEBEYE GÖRE:) ZAMAN BENİM İÇİN AĞIR GEÇİYOR AMA DÖNÜP BAKTIĞIMDA 27 HAFTA DEVİRMİŞİM EH FENA DEĞİL DİYORUM.

HERNEYSE. TETANOZ AŞIMIN İKİNCİSİNİ OLDUM. SAĞLIK OCAKLARI ARTIK BÖYLE Mİ HİZMET VERİYOR BRAVO VALLA. DURUMU OLMAYAN, ÖZEL HASTANEYE GİDEMEYEN İNSANLAR İÇİN HARİKA BİR HİZMET. ÇOK GÜZEL İLGİNENİYORLAR. BAZEN ÖZELDE BİLE BAZI MÜDAHALELER YAPILMIYOR! HIM NE DİYORDUM: AŞIMI OLDUM. TANSİYONUMA BAKTI HEMŞİRE . MAALESEF YÜKSEK ÇIKTI. 14-9. BİR AN BEN DE PANİK OLDUM. O DA CİDDİ UYARDI BENİ AYAĞIMA BAKTI ŞİŞLİĞİNE, HEMEN DOKTORUMA İLETMEMİ SÖYLEDİ. UZUN SÜRE DİKKAT ETTİM HERŞEYE. ZATEN ÇOK ZOR GEBELİK GEÇİRDİĞİM İÇİN İSTESEM BİLE YİYİP İÇEMEDİM. ZARARLI ŞEYLERİ CANIM ÇEKMEDİ:) AMA SON ZAMANLARDA İŞTAHIM AÇILDI VE BİRAZ HAMUR İŞİ YEDİM. VE HEMEN ETKİSİNİ GÖSTERDİ BÖREKLER:) AZİZLİĞİNE UĞRADIK. TABİ İKİZ OLMASININ DA ETKİSİ VAR. TUZU KESMEMİ SÖYLEDİ Kİ ZATEN ÇOK AZ TUZLU YİYORUM. ARDINDAN İDRAR TESTİ YAPILDI. NEYSEKİ BİR SORUN YOK.

VE NİHAYETİNDE BEBİŞLERİMİN KALP ATIŞLARINI DİNLEDİK, NASIL HIZLA ATIYOR
TABİ HEMEN ANNELERİNE CEVAP VERDİLER. BİZ KALP ATIŞLARINI DİNLERKEN ONLAR DA NASIL DÖNÜYORLAR HAREKET EDİYORLAR. YERİM BEN ONLARIN KALBİNİ. GERÇEKTEN HARİKA BİR DUYGU. HELE BÜYÜYÜP DE DAHA BELİRGİN HİSSEDİNCE DAHA İNANIYOR İNSAN İÇİNDE BİR CANLI OLDUĞUNA. BİRKAÇ GÜNDÜR ATAKTALAR. KARNIM NASIL DALGALANIYOR:)
SONRA DA DOKTORA GİTTİM. BİRİ 1 KİLO DİĞERİ 980 GR. CİĞERLERİ GELİŞSİN DİYE İĞNE YAPILACAKTI FAKAT TANSİYONUM YÜKSEL ÇIKINCA YAPILAMADI. BİR HAFTA TANSİYON TAKİBİ YAPILIP ÖYLE YAPILACAK. HAYIRLISIYLA TAMAMLANSA ŞU SÜREÇ.