bu gece bebişi uyuturken bir kanalda Betül Arım dikkatimi çekti. . Pozitif, enerjik, akıcı konuşan kendini dinleten biri . Sevdiğim bir tiyatro oyuncusu ( bu arada tiyatrocuları çok severim)
programın sonuymuş , az bir kısmını dinledim. ve tadı damağımda kaldı. pozitif düşünceden, kendimizi tanımamızdan, kendimizi İYİ tanımanın öneminden bahsediyordu tiyatro ekseni üzerinden .başka oyuncularda vardı.
Kendini iyi tanımanın önemli olduğunu düşünüyorum evet. hatta mesleğim gereği öğrencilerime çok anlattığım bir konudur. Doğrudan veya dolaylı.
ama, şu pozitif düşünce, yaşama sanatı ile ilgili konular artık geyik muhabbeti gibi gelmeye başlamıştı ki bu da öğrencilerimle paylaştığım ( özel görüşmelerde ) bir konudur. tabi bir de kendini sev, insanları sev, affet, anı yaşa vs. vs. klişeleri... Ama sanırım konuların içeriğinden çok kimin anlattığı ve/veya nasıl anlattığı da çok önemli.. betül Arım o kadar akıcı ve heyecanla anlatıyordu ki bu konular yeniden önem kazandı benim için.
Yaşama Sanatı Seminerlerinden Himalaya tuzundan bahsetti.
(Bunda bir de içinden geçtiğim dönemin de etkisi var elbette. Hem çok güzel ve özel , bir o kadar da zor bir dönem. İkizlerimin aşkı, mutluluğu ve aynı zamanda hayatıma yükledikleri sorumluluklar. aslında haksızlık içeren bir cümle oldu. Onlar yüklemediler . Ben bu sorumluluğu aldım. Ben o sorumluluğa hazır olmadan dünyaya getirmedim bebeklerimi. Yine bir programda Gündüz Vassaf diyordu ki: '' Böyle bir dünyaya çocuk getirmeye hakkım yok diyenler ya çocuk yapmasınlar ya da çocuğu varsa bu cümleyi sarfetmesinler''
ben de aynen böyle düşünüyorum. madem sorumluluk alarak ( ki tedaviyle oldu) getirdim, böyle bir dünya, bu toplumda, bu ataerkil yapıda ile başlayan cümleler kurmamalıyım.
Ama zorlanıyoruz ailece, etrafa saldırıyorum, bazen etraf ban saldırıyor , beni anlamıyor artık bir çözüm bulmak bu kısırdöngüyü kırmak lazım . Kısacası böyle heyecanlı, enerjik cümleler duymam lazım, adım atmam lazım''
. Facebook da sayfası var. Hemen inceledim. Bakmanızı tavsiye ederim. Şu cümlesi de hoşuma gitti Betül Arım' ın : ''yaşamla kavga etmek yerine O'nunla dans etmeyi seçebiliriz.''
Şu da bir gerçek ki evet çok önemli adımlar , bilgiler biraz da mizaçla ilgili . Zaten asıl mesele bunu becerebilmek. Hayatla, insanlarla ilişkileri kotarabilmek.
Hayatımızı yönlendirmek.
Şu açıdan da mesele değerlendirilebir. Bunlar insanların hayatla başaçıkma metotları bence. Kimi insan bunu seçer, kimi bunu dini temeller üzerine inşa eder ya da başka bir felsefe , metot vb. üzerinden yorumlar ve hayatını yönlendirir.
Peki ya BEN?
Peki ya SİZ?
28 Şubat 2011 Pazartesi
19 Şubat 2011 Cumartesi
uyku sen nasıl bişeysin
yine uykum kaçtı. allahım çıldıracağım. ikizler uyanabilir, ya da uyayacakları tutar sabha kadar ben de uyuyamadığıma yanarım. oooff of. 6 aydır uykuya hasretim ilk zamanlar neydi öyle saat başı kalkıyordum bir yiğir bir yağız. bazen ikisi birden. aynı anda onlara mama yedir uyutmaya çalış... şimdi uyku süreleri uzadıysa da hala tam bir uyku düzenleri yok . ve işin kötü tarafı son zamanlarda uyuyamıyorum heyhat! sebebi belli ve yapacak birşey yok!
bu iç seslerim hiç bitmeyecek hiç azalmayacak mı? eskileri unutamamak, takılı kalmak, bir kin yumağında kaybolmak. artık beynim almıyor , uyuşuyor. olanları yeniden yeniden yaşamak... bunların üzerinden yeni diyaloglar yazmak ve sonunda yine sinir harbi... yazık bana.
bir psikiyatriste mi gitsem.
politik olmayı ne zaman öğrenicem. öğrenmek istemiyorum aslında. çünkü ben olmam o zaman. ama ben de işte böyle takıntılı, eyvallah demeyen bir ben!!!! allahım herkes derin düşlere dalarken benim halime bak.
elif şafak ın sözünü yazdığı ve teomanın seslendirdiği şarkı beni anlatıyor adeta:
... geceleri tanrıya sığınan kız çocuğu
isyankar gündüzleri...
bu iç seslerim hiç bitmeyecek hiç azalmayacak mı? eskileri unutamamak, takılı kalmak, bir kin yumağında kaybolmak. artık beynim almıyor , uyuşuyor. olanları yeniden yeniden yaşamak... bunların üzerinden yeni diyaloglar yazmak ve sonunda yine sinir harbi... yazık bana.
bir psikiyatriste mi gitsem.
politik olmayı ne zaman öğrenicem. öğrenmek istemiyorum aslında. çünkü ben olmam o zaman. ama ben de işte böyle takıntılı, eyvallah demeyen bir ben!!!! allahım herkes derin düşlere dalarken benim halime bak.
elif şafak ın sözünü yazdığı ve teomanın seslendirdiği şarkı beni anlatıyor adeta:
... geceleri tanrıya sığınan kız çocuğu
isyankar gündüzleri...
3 Şubat 2011 Perşembe
melankolik
ikizlerim, duygusal iniş çıkışlarım, insan ilişkileri, yalnızlık, yalnızlığım, ölüm korkusu, dünyada olanlar, insanların insanlıltan çıkışı, hamilleilk, lohusalık, lohusalığın bitişi ama geriliminin bitmemesi, eşinin ailesinin olumsuz varlığı, geçmişe dönmek hatta bazen hiç bugüne gelememek, bardağın hep boş tarafını görmek, iyimser olmaya çaışıp başaramamak, bir günde tüm mevsimleri yaşamak,
allaha isyan etmekten korlmak ama isyan etmek, sonra korkup dua etmek, haline şükretmek gerekiğini bilmek ama hep daha fazlasını istemek,
kıskanmak, öfkelenmek, sinirli olmak hep, ağlamak, bağırmak,
işte son halim.
allaha isyan etmekten korlmak ama isyan etmek, sonra korkup dua etmek, haline şükretmek gerekiğini bilmek ama hep daha fazlasını istemek,
kıskanmak, öfkelenmek, sinirli olmak hep, ağlamak, bağırmak,
işte son halim.
3 Temmuz 2010 Cumartesi
karyola düğümü çözüldü
ikinci günün devamı: eminönü dönüşü eşim deniz kenarında oturmayı teklif etti. kaçarır mıyım bu teklifi . yorgun olmama rağmen ayaklarım hiç gitmiyor, boğaz turu bile yapabilirdim. eve öyle hapsolmuştum ki özgür hissetim kendimi. hava da güzeldi. neyse biz biraz oturp çay içtik. güzeldi.
sahil yolundan gidiyoruz, yine eşim hazır yaklaşmışken karyola siparişi verdiğimiz yere uğrayalım parayı ödeyelim dedi. bu sorun olmuştu bunalıma girmiştgim. ben itiraz ettim hemen . çünkü o ölçüde yatak bulamadık sipariş verirp yaptırmamız gerekiyordu ve ben bundan soğumuştuk. iptal etmek istediğim için gitmek istemedim. ama sonra bir an gitmemizin daha doğru olduğuna karar verdim. bu mevzuyu yüz yüze konuşmak daha uygun.
kadına üzüldüğümü siparişin daha pahalı olduğunu ve uzun sürede teslim ettiklerini söyledim. bu defa demez mi benim elimde yatak var. ya düştük bir şaşkın kadına o gün benim elimde yatak var demedi. ya biz iki şaşkın anlamıyoruz .
ama şu bir gerçek. eşim farklı birşey söylüyor ben farklı bir şey soruyorum , satıcı ayrı alemde ( bu durum çoğu şeyde geçerli ) sonra KAOS!
bizim asıl sorunumuz bu. eşimle doğru iletişim kanallarını kullanamıyoruz bak şimdi bu da ayrı bir yazı konusu. şimdi oralara girmeyelim.
sonuçta yatakları da ordan aldık. çok ama çok hafifledim.
sahil yolundan gidiyoruz, yine eşim hazır yaklaşmışken karyola siparişi verdiğimiz yere uğrayalım parayı ödeyelim dedi. bu sorun olmuştu bunalıma girmiştgim. ben itiraz ettim hemen . çünkü o ölçüde yatak bulamadık sipariş verirp yaptırmamız gerekiyordu ve ben bundan soğumuştuk. iptal etmek istediğim için gitmek istemedim. ama sonra bir an gitmemizin daha doğru olduğuna karar verdim. bu mevzuyu yüz yüze konuşmak daha uygun.
kadına üzüldüğümü siparişin daha pahalı olduğunu ve uzun sürede teslim ettiklerini söyledim. bu defa demez mi benim elimde yatak var. ya düştük bir şaşkın kadına o gün benim elimde yatak var demedi. ya biz iki şaşkın anlamıyoruz .
ama şu bir gerçek. eşim farklı birşey söylüyor ben farklı bir şey soruyorum , satıcı ayrı alemde ( bu durum çoğu şeyde geçerli ) sonra KAOS!
bizim asıl sorunumuz bu. eşimle doğru iletişim kanallarını kullanamıyoruz bak şimdi bu da ayrı bir yazı konusu. şimdi oralara girmeyelim.
sonuçta yatakları da ordan aldık. çok ama çok hafifledim.
bir önceki yazının devamı
ikinci gün: Eminönü 'ne gittik. bebişlerimize ciciler almaya .artık hazırlıkları tamamlamalıyız. malum ben bir ikiz anne adayıyım, ikizlerin erken doğum riski daha fazla ne olur ne olmaz, tabi şu an herşey yolunda ama hazır olsun geri sayım başlasın.
çok zorlanırım, gezemem diyordum ama korktuğum gibi olmadı neyseki. o kadar çok şey var ki bakacağımız, üstelik benim bu halimle.
neyse farkında olmadan doğru sokağa girmişiz. kapı süsü, mevlüt süsleri. okadar çok çeşit var ki insanın daha çok kafası karışıyor. ama harikalar. insanın herşeyi alası geliyor.uzun süre onlara baktık. ama kararsız bendeniz tabiki hemen almadım. sonra havuzlu han diye bir iş merkezi varmış. eşim arkadaşından almış bu adresi. arkadaşının da bebeği olacak. ve bu arkadaşı kadınlardan daha çok ayrıntıcı. her telefonda konuştuklarında bebek hazırlıklarıyla ilgili inanılmaz ayrıntıları konuşuyorlar. daha doğrusu arkadaşı konuşuyor, soruyor da soruyor. neyi nerden alıcaz, nerde kaç para, şu da lazım bu da lazım. didikleyip duruyor adam akla gelmeyecek belki benim annneme , yakın bir arkadaşıma bile danışmadığım ve onlarla konuşmadığım şeyleri soruyor, konuşuyor. bu arada bu şahıs da ayrı bir yazı konusu:) neyse bu arkadaşından almış bu dresi onu arıyoruz. eşim de inatçı, tutturdu mu birşeyi onu yapmadan asla bırakmaz. o önde annemle ben arkada havuzlu hanı arıyoruz. tabi bu arada çoğu dükkana d a baktık elbette. neyse bu hanı bulduk, girdik. ama gerçekten dediği gibiymiş bebekle ilgili herşey varmış. aferin dedim eşime. inadı işe yaradı. yanılmıyorsam 4-5 katlı bir bina ve birçok dükkan var, uygun fiyatlara.
kapı süslerine burda da baktık. bir yerde kampanya varmış, arda kapı süsünü beğendim ama mevlüt süsüne karar veremedim. vazgfeçtim. zaten onlar hazırlayıp gönderecekler kargoyla onunla da uğraşmak istemedim.
annem battaniyelerini aldı.ödileğin havlularını daha uygun fiayata aldı. ben de tulum, alt açma, şapka, nevresim takımı, iç zıbınlarını aldım.
pilim bitti tabi, bu kadar gezmem mucize zaten!
birşeyler yedik. benim koca söylenmeye başladı yeter artık gidelim, o da haklı çoğu erkek bu kadar gezmez yine bizimle iyi gezdi tabi onun da çocukları kendim için gezmiyorum ama olsun buna hiç tahammülü olmayan adamlar çok. ama ortada kapı süsleri yok, asıl bunun için geldik, yeri burası. kafamız bu konuda çok karışmıştı. aklımda küçük bir dükkan kalmıştı daha hoşuma giden şeyler olmuştu. oraya tekrar alıcı gözle baktık. hoşuma giden birkaç dükkanda da gördüğümüz leylek modeli var. ama yok dedi. zaten ne beğensem ya rengi ya modeli kalmamış oluyor. sonra a varmış dediler. küçücük dükkan, başka müşteriler de var. çocuk nereye bakacağını şaşırıoyor, benim ayaklar zaten iflas etmiş. ama kararlıyım herşeyi alıp çıkacam. neyse bizim leylek geldi, bu dfa şekerleri seç seçebilirsen. ama baştan beri çubuklu modeller daha sevimli geliyordu. bir tane beğendim çok pahalı 50 adet nerdeyse 100 tl ye patlayacak ben güya yerine heldim daha uygun alayım derken astarı yüzünden pahalı olacak. farklı bir modelde karar kıldık ona göre daha uygun ama yine çokmuygun değil ancak 3 paket ( 36 adet ) aldık. neyse bu iş de bitti. kovasını alıcaz sunumu öyle . ellerinde kalmamış onu da başka bir yerden bulacaz artık.
eve gelip tek tek aldığımız herşeye tekrar baktım. nasıl şirinler. işte o gece heyecandan uyuyamadım. neredeyse çoğu şeyi aldık, zaman yaklaşıyor, nasıl heyecanlanıyorum allahım. sabahladım .
çok zorlanırım, gezemem diyordum ama korktuğum gibi olmadı neyseki. o kadar çok şey var ki bakacağımız, üstelik benim bu halimle.
neyse farkında olmadan doğru sokağa girmişiz. kapı süsü, mevlüt süsleri. okadar çok çeşit var ki insanın daha çok kafası karışıyor. ama harikalar. insanın herşeyi alası geliyor.uzun süre onlara baktık. ama kararsız bendeniz tabiki hemen almadım. sonra havuzlu han diye bir iş merkezi varmış. eşim arkadaşından almış bu adresi. arkadaşının da bebeği olacak. ve bu arkadaşı kadınlardan daha çok ayrıntıcı. her telefonda konuştuklarında bebek hazırlıklarıyla ilgili inanılmaz ayrıntıları konuşuyorlar. daha doğrusu arkadaşı konuşuyor, soruyor da soruyor. neyi nerden alıcaz, nerde kaç para, şu da lazım bu da lazım. didikleyip duruyor adam akla gelmeyecek belki benim annneme , yakın bir arkadaşıma bile danışmadığım ve onlarla konuşmadığım şeyleri soruyor, konuşuyor. bu arada bu şahıs da ayrı bir yazı konusu:) neyse bu arkadaşından almış bu dresi onu arıyoruz. eşim de inatçı, tutturdu mu birşeyi onu yapmadan asla bırakmaz. o önde annemle ben arkada havuzlu hanı arıyoruz. tabi bu arada çoğu dükkana d a baktık elbette. neyse bu hanı bulduk, girdik. ama gerçekten dediği gibiymiş bebekle ilgili herşey varmış. aferin dedim eşime. inadı işe yaradı. yanılmıyorsam 4-5 katlı bir bina ve birçok dükkan var, uygun fiyatlara.
kapı süslerine burda da baktık. bir yerde kampanya varmış, arda kapı süsünü beğendim ama mevlüt süsüne karar veremedim. vazgfeçtim. zaten onlar hazırlayıp gönderecekler kargoyla onunla da uğraşmak istemedim.
annem battaniyelerini aldı.ödileğin havlularını daha uygun fiayata aldı. ben de tulum, alt açma, şapka, nevresim takımı, iç zıbınlarını aldım.
pilim bitti tabi, bu kadar gezmem mucize zaten!
birşeyler yedik. benim koca söylenmeye başladı yeter artık gidelim, o da haklı çoğu erkek bu kadar gezmez yine bizimle iyi gezdi tabi onun da çocukları kendim için gezmiyorum ama olsun buna hiç tahammülü olmayan adamlar çok. ama ortada kapı süsleri yok, asıl bunun için geldik, yeri burası. kafamız bu konuda çok karışmıştı. aklımda küçük bir dükkan kalmıştı daha hoşuma giden şeyler olmuştu. oraya tekrar alıcı gözle baktık. hoşuma giden birkaç dükkanda da gördüğümüz leylek modeli var. ama yok dedi. zaten ne beğensem ya rengi ya modeli kalmamış oluyor. sonra a varmış dediler. küçücük dükkan, başka müşteriler de var. çocuk nereye bakacağını şaşırıoyor, benim ayaklar zaten iflas etmiş. ama kararlıyım herşeyi alıp çıkacam. neyse bizim leylek geldi, bu dfa şekerleri seç seçebilirsen. ama baştan beri çubuklu modeller daha sevimli geliyordu. bir tane beğendim çok pahalı 50 adet nerdeyse 100 tl ye patlayacak ben güya yerine heldim daha uygun alayım derken astarı yüzünden pahalı olacak. farklı bir modelde karar kıldık ona göre daha uygun ama yine çokmuygun değil ancak 3 paket ( 36 adet ) aldık. neyse bu iş de bitti. kovasını alıcaz sunumu öyle . ellerinde kalmamış onu da başka bir yerden bulacaz artık.
eve gelip tek tek aldığımız herşeye tekrar baktım. nasıl şirinler. işte o gece heyecandan uyuyamadım. neredeyse çoğu şeyi aldık, zaman yaklaşıyor, nasıl heyecanlanıyorum allahım. sabahladım .
2 Temmuz 2010 Cuma
birikenler
üç günde ne oldu?
bunalıma girdim
bunalımdan çıktım
Eminönü' ne gittim
gece uyuyamadım ,sabahladım
uyandığımda sersemdim, bakırköy'e gitmeyi istedim
anneme telefon açtım , Bakırköydeyim, istersen gel dedi; heveslendim
eşime bakırköye gidelim dedim, kabul etmedi, sinirlendim, tekrar bulutlandım
tansiyonumu ölçtürdüm
eve geldim, biraz söndüm.
şimdi de yazıyorum.
birinci gün: ruhum gri. 7 aydır evde oturmaktan kafayı yemek üzereyim. hele bir de havalar açmıyor, hala güneşsiziz ya, iyice içime kapanıyorum. evde oturmayı çok seven bendeniz artık evden nefret ediyorum. iş hayatı beni çok üzmüş, çok bunaltmıştı. keşke ev hanımı olsaydım. elalemle uğraşacağıma evimle , kocamla , çocuklarla ( olduğunda ) uğraşmayı tercih ederim diyordum. ama neyi anladım? evde oturmanın bana göre olmadığını. evde olduğum müddetçe, iyice tembelleştiğimi (zaten yeterince tembelim ) üretken ev hanımları gibi birşeyler yapmadığımı gördüm. ( gerçi hamilelik dönemi bunu dışında tutuyorum ama normal zamanda da biliyorum kendimi ) kısaca, benim evde oturmam pek hayırlı değil.
ayrıca evden şu açıdan da nefret ettim. duvarlar eşyalar üstüme üstüme geliyor. koyu, karanlık bir ev. camlar küçük. balkonumvar ama oturamıyorum. neden ? çünkü dibimizde bina var. şimdi evimi hücre gibi birşey zannedeceksiniz, hayır . aslında şirin ama bana öyle görünüyor bu aralar. ev kendimizin, hala kresisini ödüyoruz , buna şüktermeliyim, bu zamanda ev sahibiyim diye çok maceralı olmuştu evi satın alma süreci bu da tabi ayrı bir yazı konusu. zaten hatırlamak da istemem. çünkü sinirleniyorum ve beddua ediyorum emlakçıya.
bugün böyle geçti. tabi bir yandan da doğumla , bebekle, bebek hazırlıklarıyla ilgili ayrıntılarla ilgili kaygılarla...
bunalıma girdim
bunalımdan çıktım
Eminönü' ne gittim
gece uyuyamadım ,sabahladım
uyandığımda sersemdim, bakırköy'e gitmeyi istedim
anneme telefon açtım , Bakırköydeyim, istersen gel dedi; heveslendim
eşime bakırköye gidelim dedim, kabul etmedi, sinirlendim, tekrar bulutlandım
tansiyonumu ölçtürdüm
eve geldim, biraz söndüm.
şimdi de yazıyorum.
birinci gün: ruhum gri. 7 aydır evde oturmaktan kafayı yemek üzereyim. hele bir de havalar açmıyor, hala güneşsiziz ya, iyice içime kapanıyorum. evde oturmayı çok seven bendeniz artık evden nefret ediyorum. iş hayatı beni çok üzmüş, çok bunaltmıştı. keşke ev hanımı olsaydım. elalemle uğraşacağıma evimle , kocamla , çocuklarla ( olduğunda ) uğraşmayı tercih ederim diyordum. ama neyi anladım? evde oturmanın bana göre olmadığını. evde olduğum müddetçe, iyice tembelleştiğimi (zaten yeterince tembelim ) üretken ev hanımları gibi birşeyler yapmadığımı gördüm. ( gerçi hamilelik dönemi bunu dışında tutuyorum ama normal zamanda da biliyorum kendimi ) kısaca, benim evde oturmam pek hayırlı değil.
ayrıca evden şu açıdan da nefret ettim. duvarlar eşyalar üstüme üstüme geliyor. koyu, karanlık bir ev. camlar küçük. balkonumvar ama oturamıyorum. neden ? çünkü dibimizde bina var. şimdi evimi hücre gibi birşey zannedeceksiniz, hayır . aslında şirin ama bana öyle görünüyor bu aralar. ev kendimizin, hala kresisini ödüyoruz , buna şüktermeliyim, bu zamanda ev sahibiyim diye çok maceralı olmuştu evi satın alma süreci bu da tabi ayrı bir yazı konusu. zaten hatırlamak da istemem. çünkü sinirleniyorum ve beddua ediyorum emlakçıya.
bugün böyle geçti. tabi bir yandan da doğumla , bebekle, bebek hazırlıklarıyla ilgili ayrıntılarla ilgili kaygılarla...
29 Haziran 2010 Salı
CAĞ KEBAPPP

dün stresliydim ya, yok iğneydi, tansiyondu bunaldım. zaten sürekli evdeyim. kırk yılda bir çıkkıyorum zooorlaa. çıkıncada eve girmek istemiyorum hele de güneşliyse hava. hoş girmek istemesem de bişey değişmiyor, yorgun olduğum için zaten tad alamıyorum. ne diyordum: doktordan çıkınca eve gitmek istemedim. tabi kocaya kaprisler, şikayetler. eve gitmek istemiyorum, beni biryerlere götür diye ağlanıyorum. yazık adam da bıktı benden:)

eve yakın bauhause var. oraya girelim dedim. (ne büyük değişiklik) ama o tür yerlere hiç giremiyorum. çok büyük, çok karışık olduğu için , yoruyor. normalde de zaten yoruyor. bu arada o koskoca bauhause ' a girme sebebimiz küçük bir tuvalet fırçası için . evet evet yedek tuvalet fırçası:) marketlerde yedek bulamadım. bauhause 'den aldığım için yedeği vardır düşüncesiyle girdim tabi. yani konu nereye geldi. Allahım ne iğrencim kebapla fırçayı aynı satırlarda yazıyorum. bir türlü bulamadık uyan parça, helak oldum fırçaların başında gebe gebe:)
evet geçelim ordan kebaba. ben tutturdum yine eve gitmeyecem diye. acıktım yemek yiyelim. birden canım döner çekti. normalde pek et seven biri değilim. her eti yemem. belli şeyleri belli standartta yerim. ille de sahile gidelim . eşim de sahilde kebapçı yok balık yeriz o zaman diyor. ama yok ben ille de döner diyorum. o da garibim ne yapsın yol üstünde cağ kebap var onu dene diyor. yooookk. ben yol kenarı istemem deniz kenarı isterim. neyse en sonunda ikna oldum. ha ama seçenek vardır diye. eşim cağ yer ben de dönerimi yerim diye. neyse gittik. oturduk fena değil. adam demez mi sadece cağ kebap var. buna bile ağlar hale geldim. gözlerim doluyor sesim titriyor. koca da tedirgin, bahtsızsın diyor. e neyse yiycem artık. sunum güzel. ama tadı bana uygun değil neyseki biraz alıştım bir de açlıktan mı nedir yine de yedim. yarım bırakırım diye düşünüyordum. et severler bilirler. eminim çok da beğenirler. ben direk adından tarifinden bile yemeği reddediyordum ama itiraf ediyim hiç yemeyeceğim gibi değildi.
ordan da çıktık çay ve tavla keyfi yaptık. eski günlerdeki gibi. çay tiryakisi ben 7 aydır çay içemiyorum nefret ettim çaydan. hatta ben bu gebelik süresince nasıl bırakıcam çayı diyordum. biri söylese inanmazdım . ama kendiliğinden çözüldü. yavrularım çay bile içirmediler bana:)
laf aramızda önce kocayı ilk el yendim. 2. elde mars ettim:)))))) oldu mu 3-0. hadi bitsin diyorum. uyanıklık yapıyorum. ama koca yooooooooooooooookkk diyor 5 de biter. ya kırk yılda yenmişim, tadını çıkartmıyor. e noldu. sonuç 3-3 oldu :( orda bitirdik. hırslı biri değilimdir ama bazen bu tür durumlarda sinirleniyorum hırs yapıyorum. en nihayetinde bu tavla olayı günü kurtardı. çok özlemişim. iyi geldi.
YAŞASIN TAVLA:)))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)